Neler yeni

Annesiz veya Babasız

Emel Hoca

Kayıtlı Üye
Katılım
13 Eki 2011
Mesajlar
2,987
Beğeniler
6
#1
Annesiz veya Babasız





“Bu bayram nohutlu pilavı kim yapacak anne? Babam şimdiden arar oldu seni. Gene gelecek misiniz bayramda der durur. Bozuk paraları ben kime vereceğim dağıtsın diye mahallenin çocuklarına. Ölüm niye gelmiş ki bu dünyaya. Neden her şeye çare bulmuşlarda bu ayrılığa çare bulamamışlar.” 1



Annenin önemi



Aile içinde annenin nasıl var olduğu çocuğun kişilik yapısı üzerinde belirleyici bir iz bırakır.

Anne yaşlı ve pasif bir kişi olabilir. Çocuk annesinin cinsel kimliğini güçlü bir şekilde algılayamaz. Çocuğun cinsel enerjisi bölünebilir, örneğin kız çocuğu için bir abla anne yedeği olarak seçilir. Cinsel enerjinin önemli bir kısmı bu ablaya yöneltilir.

Yaşlı bir annenin yeni doğmuş kız çocuğu hakkında düşünüyoruz.

Bu kız çocuğunun kendinden 16-17 yaş büyük bir ablası olduğunu varsayalım. Bu ablanın bu kız çocuğunu istememe ihtimali olabilir. Çünkü bilinçdışının dilinde sanki çocuk kendisinden olacakmış gibi yoğun bir suçluluk duygusu yaşayabilir.

Çocuk doğunca da bu sefer, daha önceki davranışına ters düşen bir tutum içinde çocuğa sahip çıkar.

Aslında bu iki zıt tutumun arkasında, ablanın annelik fantezisi vardır.



Şimdi de genç bir anne düşünelim, baba nispeten yaşlıdır.

Çocuğun dünyası içinden bakıldığında, anne aslında anne gibi gözükmez. Etraftan insanlar bu hanım senin ablan mı? diye sorarlar.

Bu durumda annenin ortalamanın üzerinde cinselleştirildiğini düşünebiliriz. Çocuk ortaya çıkan bu fazla cinsel enerjiyi nötralize etmekte zorlanabilir.



Anne çocuğu istemeyebilir, Yeter, Tamam gibi isimler koyabilir.



Anne çocuğa aşırı bir değer yükler, çocuğu ile bir ittifak oluşturup dış dünyaya karşı bir cephe alabilir.

Baba ve diğer aile bireyleri dışarıda kalırlar.

Aşırı kaynaşma, çocukluğun parçalı cinsel enerjisini güçlendirir. Çocuk seksüel olgunlaşması konusunda zorlanır.



Anne kendi annesi ile ayrışmasını tamamlayamamıştır. Anneanne ve anne ortak bir anne gibi çocuğa bakarlar. Cinsel enerji karmaşık bir biçimde depolanır. Karmaşık bir biçimde ortaya çıkar. Baba ile kayınvalide arasındaki “normal” gerginlik, yerini aşırı gerginliğe bırakır.



Bu gözlem ve kurgularımızı çeşitlendirebiliriz.

Ama en kötü seçenek annesizliktir.



İki gruptaki insanlar, küçük bir kız çocuğu iken kendilerine gösterilen şefkat tutumu açısından ele alınmışlar.

Ailedeki şefkat, kontrol grubunda %94 güvenilir ve tutarlı iken, olgularda (genelev kadınları) bu oranın %64 olması ve %36 oranında da şefkatin güvenilmez ve tutarsız bulunması iki grup arasındaki şefkatin nitelik farklılıklarını ortaya koymaktadır.






Annesiz ve babasız bir romancı



Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanları zekice, esprili ve coşkulu bir dünyayı bize sunar.

Mahalle kadınlarını, yalın, oldukları gibi esprili ve kavrayışı yüksek bir gözlemci olarak bize aktarır.

Bu mizahi yönü güçlü yazarın erken yaşta annesini kaybettiğini öğrendiğimde şaşırmıştım.



Şaşırdım çünkü Hüseyin Rahmi’ni neşeli ve coşkulu bir üslubu vardır. Örneğin, Çığlık tablosunu yapan ünlü ressam Edvard Much da annesini kaybetmiştir. Ama Hüseyin Rahmi’nin nüktedan dünyası ile Munch’un depresif dünyası birbirinden çok uzakta durmaktadır.



Hüseyin Rahmi;

“3 yaşında iken annesinin ölümü üzerine Girit’te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula burada başladı. Babası tekrar evlenince 6 yaşında İstanbul’a anneannesinin Aksaray'daki Konağı'na döndü

1880'de hastalık nedeniyle ikinci sınıfta iken okulu bıraktı.

Sansürün "Alafranga" (1911'de "Şıpsevdi" adıyla basıldı) romanını yasaklaması üzerine yazarlığı bıraktı. 1908'e kadar suskun kaldı.
1912'de Heybeliada'ya taşındı. Kütahya milletvekili olduğu 1936-1943 dışında tüm yaşamını Heybeliada'da geçirdi. 1924'te Son Posta gazetesinde tefrik edilen "Ben Deli miyim" romanı ahlaka aykırı bulunarak yargılandı, beraat etti. Anneannesinin yalısında dadılar arasında geçirdiği çocukluk ve gençlik yılları, İstanbul yaşamı ve insanlarını tüm detaylarıyla öğrenmesini sağladı. Ev kadınlarının çeşitli konulardaki düşüncelerini öğrendi. “ 3



“Ecir ve Sabır” öyküsünde Hüseyin Rahmi, 5 yaşında bir erkek çocuğun ölümünü anlatır. Mizahi üslupla yazan bir yazar bize ölümü nasıl anlatır?

Kara mizah yaparak tabii.

Bu öyküde Hüseyin Rahmi, okuru ağlamanın eşiğine getirir, ama ağlatmaz. Bütün üzüntünüz ve kederiniz öykünün sonunda kahkahalara dönüşür.



Öyküde çocuğun ölümü için başsağlığına gelenlerin nasıl olup da bir baş belasına dönüştüğünü anlatır.

Çocuğun annesi başsağlığına gelenler tarafından sürekli ağlatılır.

Kadın günden güne erir, ölüme yaklaşır. Anneanne durumu engellemek için hizmetçi kadınlara başsağlığına gelenlere kapıyı açmamalarını söyler. Ama o zamanki İstanbul yaşantısında bu mümkün olmaz. Sonuç olarak çocuğun annesi ölür. Anneanne baş sağlığına gelenlere büyük bir sopa ile saldırır onları yaralar.



Bu öykü Hüseyin Rahmi’nin annesinin yasını tutuş şeklini ve anneannesi ile ilişkisini yansıttığını düşünüyorum. Anneannenin canlı enerjisi, annesi ile çocuk arasında yıkılan köprüyü yeniden oluşturmuştur. Anneanne dünyası ile dış dünya arasında yoğun bir gerilim vardır. Yoğun ve dramatik bir kederlenmenin yaşanacağı anne dünyasına çok yaklaşılır, ama o dünyadan, mizahi anneanne dünyasına geçilir. Uzun yıllar adada yaşaması ile bu psikolojik pozisyon arasında bağlantı vardır sanırım.



Hüseyin Rahmi, sansürden dolayı bir süre yazmaz. Bu durumu idealize baba (devlet) karşısında yaşanan hayal kırıklığına bir tepki olarak yorumluyorum. Öğretimini yarıda bırakma ve adada yaşamak da aslında babayı sembolize eden dış dünyadan nisbi bir çekiliş olarak algılanabilir.

Milletvekili seçilmesi ve yazarlığa yeniden devam etmesi ise idealize baba ile yeniden barıştığını ve güçlü bir şekilde kendini ifade ettiğini gösterir.



Babasız ve annesiz bir psikiyatri profesörü



“Benim için tasalı günler, babam ben üç yaşında aniden, beyin tümörü nedeniyle ölünce başladı.

Ağabeyim beş yaşındaydı.

Annem kız kardeşime hamileydi.

Anneannem babamın ölümü üzerine bize taşındı.

İki yıl sonra dedem, aniden, mide ülseri kanamasından öldü.

Bir kaç ay sonra da annemde göğüs kanseri teşhis edildi.

Altı yıl boyunca hastalıkla mücadele etti. Ben on bir yaşındayken kanser akciğere sıçradığı için annem öldü. Beni büyüten dört kişiden üçü ölmüştü! Yalnızca anneannem hayattaydı.

Yeni babam Jack bir ayakkabı satıcısıydı. Ciddi bir adamdı. Yeni annem Erma ise hayat dolu ve konuşkandı. Biyolojik çocukları yoktu

Paramparça bir durumdaydım. Dış dünyadan kendi içime çekilmiştim. Zaman zaman amcamlar ve halamlar ziyaretime geliyordu. Uzak ve soğuk bir duruşları vardı. Nefret ve öfke duyguları içimi yakıyordu.

16 yaşıma geldiğimde bu duygularım biraz yatıştı. Artık dikkatim kendi bedenime yönelmişti. Kendimde çeşitli hastalıklar bulmaya başladım. Bu durum aslında anne ve babamı kaybetmemin basit bir sonucuydu ama henüz ben bunu anlayamıyordum” 4



Babasız bir dahi: Isaac Newton



“Isaac Newton çiftçi olan babasını doğumundan üç ay önce kaybetmişti. Annesi ikinci kez evlendi. İkinci evlilikten üç üvey kardeşi olan Isaac anneannesinde kalıyordu.



Lisansüstü çalışmalarına başlayacağı sırada ortalığı saran veba salgını yüzünden üniversite kapatıldı.



Salgından korunma amacıyla annesinin çiftliğine sığınan Newton, burada geçirdiği iki yıl boyunca en önemli buluşlarını gerçekleştirdi.



Çekingenliği yüzünden Newton her biri bilimde devrim yaratacak nitelikteki bu buluşların çoğunu uzun yıllar sonra (örneğin diferansiyel ve integral hesabı 38 yıl sonra) yayınlamıştır.



Royal Society'e sunduğu renk olgusuna ilişkin bildirisinin eleştirilere hedef olması, özellikle Robert Hooke tarafından şiddetle eleştirilmesi üzerine Newton tümüyle içine kapanarak, bilim dünyasıyla ilişkisini kesti.” 5



Hüseyin Rahmi’nin sansürden dolayı yazarlıktan “geri çekilmesi” ile, Newton’un eleştirilerden dolayı, optik üzerine yaptığı çalışmaları geri çekmesinin benzer bir psikolojik mekanizma ile olduğunu düşünüyorum.



Robert Hooke mantarı inceleyerek hücreyi keşfeden adamdır. Bir bilim otoritesidir ve prestijlidir. Newton ancak Hooke un ölümünden sonra Opticks i yayımlar.

Hooke baba sembolü olarak Newton u engellemiş, ancak Hook ortadan kalktıktan sonra Newton kendini rahatça ifade etmiştir.

Newton un bebeklik yaşantılarında babasının yok olması, sembolik anlamda, baba yerine geçen rakipleri ile bir arada olma konusunda ona yoğun bir gerilim yaşatmış olmalı. Baba sembolü ile aynı anda ve aynı yerde bulunmak yerine, kendi iç dünyasına (annesinin çiftliğine çekilir gibi) çekilmeyi tercih ettiğini varsayabiliriz.



Otorite ve çömez, kendini ifade etme veya edememe



Lord Kelvin, Dünya’daki ısı ve enerji değişimlerine dayanarak, Dünya’nın yaşının 20–400 milyon yıl arası olduğunu öne sürer. Bugünkü bilgilerimizle dünyanın yaşının 4,5 milyar yıl olduğunu biliyoruz.

Bu bilimsel tartışma popüler olur. Ünlü Amerikalı yazar Mark Twain bile tartışmaya katılır.

Mark Twain şunları yazar:

“Jeolojinin sağladığı bulguları dikkatle hesaplayan bazı büyük bilim adamları dünyamızın olağanüstü yaşlı olduğuna karar verdiler ve belki de haklılar. Ama Lord Kelvin Dünya’nın onların sandığı kadar yaşlı olmadığından emin. Halen bilimde yaşayan en büyük otorite de Lord Kelvin olduğuna göre, ona inanmalı ve görüşlerini kabul etmeliyiz sanıyorum.”



Kelvin’in ünü, yanılmış olmasına rağmen hiç azalmadı. Yeni tarihleme yöntemleri Kelvin’in rakamlarının yanlış olduğunu gösterdiği ve kendisi radyoaktivitenin varlığını reddettiği halde Kelvin bilim alanında güçlü ve saygın bir isim olarak kaldı.



Lord Kelvin’in bu ünü, Kraliyet Enstitüsündeki bir toplantıda konuşma yapmaya çağırılan Sir Ernest Rutherford’u da nazik bir durumla karşı karşıya bırakmıştı. Rutherford radyoaktivite ile ilgili çalışmalar yapıyordu. Bu çalışmasının, dinleyiciler arasında bulunan Kelvin’le Dünya’nın yaşı konusunda kendisini ciddi bir anlaşmazlık içine sokacağını biliyordu.

Rutherford daha sonra bir yazısında o günü şöyle anlatır:



“ Konuşmamı yaparken Kelvin in uyuklamakta olduğunu görünce rahatladım. Ama ben tam da önemli noktaya geldiğimde ihtiyar tilki birden doğruldu. Tek gözünü açtı ve bana kötü bir bakış fırlattı. Ani bir ilhamla şöyle dedim. Lord Kelvin, yeni bir ısı kaynağının keşfedilmemiş olması şartıyla Dünyanın yaşını belirlemişti. Bu kehanet işte bu gece incelemekte olduğumuz konuya, radyuma göndermede bulunuyor! Ve işte bakın, ihtiyar delikanlı bana keyifle gülümsüyordu! “ 6



Babayı sembolize eden otoriteye karşı veya rağmen yeni bir iddia ortaya koymanın ne kadar güç olduğunu bu örnekte görüyoruz.



Ama Newton da olduğu gibi paranoid özellikler de varsa, bu kendini ifade edememe uzun süre kendini geri çekme şekline dönüşebilir.



Newton ve Leibniz, babasız iki dahi ve evreni iki farklı şekilde algılayış



Newton ve Leibniz arasında bilim tarihinin önemli bir tartışması yaşanmıştır. İki bilim adamı da matematik biliminin önemli teorisi kalkülüs’ü ayrı ayrı keşfetmişlerdir. Ama birbirlerini acımasızca eleştirip, karşı tarafı bilgileri çalmakla veya iftira ile suçlamışlardır.



“Leibniz, Leipzig'de doğdu. Babası buradaki üniversitede ahlak felsefesi dersleri veriyordu. Leibniz babasının ölümünden sonra okuldan çıkarak kendi kendini yetiştirmeye başladı. Tarihe karşı büyük bir ilgi duyuyordu. 8 yaşına geldiği zaman Latince'yi öğrenmişti. 12 yaşında ise Yunanca öğrenmeye başladı. Bir yandan da mantık bilimiyle ilgili kitaplar okuyordu. 15 yaşında Leipzig Üniversitesi'ne girdi.” 7



Leibniz’in babası altı yaşındayken öldü. Daha sonra yine dış dünyadan bir çekilme yaşadığını ve kendi kendini yetiştirmeye başladığını vurgulamak istiyorum.

Bu yukarda yazdığım anne veya baba kaybına bağlı geri çekilme davranışı ile uyumludur.



Newton’un ciddi paranoid özellikleri olduğunu biliyoruz. Bu durum simya ile uğraşmasına ve cıva buharı solumasına da bağlanır.



Bu varsayımın doğru olduğunu düşünüyorum. Ama organik bir nedenle olsa bile kişisel özellikler paranoyanın ortaya çıkmasında önemlidir. İki arkadaş da aynı miktarda alkol alırlar ama farklı farklı psikolojik etkiler ortaya çıkar.



Newton ve Leibniz’in simetrik ilişkilerinde, yine simetrik bir baba kaybının olması ilginçtir. Ama Leibniz’in baba kaybı altı yaşındadır, Newton’un baba kaybı ise doğumundan önce gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bu iki adamı karşılaştırırken, Newton’da ki paranoyanın şiddetini bu erken baba kaybına bağlamak doğru olabilir.



“Newton’a göre, evren gerçekten de sadece mekanik ilkelere göre hareket ediyorsa yaratılışın başında Tanrı tarafından kurulmuş bir saate benzetilebilir.



Ancak saat, Tanrının yardımı olmadan sonsuza kadar işleyecekse, Tanrının varlığına ihtiyaç kalmayacağından korkuyordu.



Tanrı saati kurup kendi haline bırakmışsa dua ne işe yarayacaktı? Örneğin gezegenlerin hareketinde görülen bazı beklenmeyen düzensizlikler üst üste gelebilir ve sonuçta bütün Güneş sistemi raydan çıkabilirdi. Newton böyle bir durumda Tanrının müdahale ederek yeniden düzeni sağlayacağına güveniyordu.



Leibniz ise Tanrının bir çeşit gökbilimsel bakım ustası olduğu fikriyle alay ediyordu. Evren’in periyodik olarak kurulması gereken bir saat gibi işlediği düşüncesinin kesinlikle kabul edilemez olduğuna inanan Leibniz, böyle bir evren modelinin Tanrının kusursuzluğunu zedelediğini söylüyordu. “ 6



Newton un, uzakta ve bir zamanlar bir saat gibi evreni oluşturan bir Tanrı algısı vardır. Saat bir kere kurulduktan sonra kendi kendine çalışabilir.



Leibniz için ise evren zaten mükemmele yakın yaratılmıştır. Tanrı evreni bilerek mükemmel olarak yaratmamıştır.

Yani Leibniz, Newton’un söylediği gibi bir kazanın veya raydan çıkmanın olamayacağını düşünür. Bu anlamda evren mükemmeldir, ama evrenin kendisi Tanrı kadar mükemmel değildir.

Tanrı kadar mükemmel olmayan evren gerçek hayatın kendisidir. Bu gerçek hayat ile idealize nesne arasında bir bağ vardır.

Leibniz idealize nesne imajı ile gerçek nesne arasında köprü kurmayı başarmıştır.

Leibniz mükemmel olmayan evren ve mükemmel Tanrı arasında daha sağlam bir ilişki oluşturur.

Bu köprünün varlığı Leibniz’i paranoid algıya karşı korur.



Newton un algısında ise Tanrı uzaktadır. Günün birinde Tanrıya ihtiyaç olursa o yardımımıza gelecektir.



Newton babası ile bir arada yaşamamıştır. İdealize nesne algısı ile gerçek nesne arasında bir köprü kuramamıştır. Yani hayalindeki baba imajı ile burada ve şimdi var olan baba arasında bir köprü yoktur. Bu bir kırılma noktasıdır. Bu kırılma noktasının paranoid bir zemin oluşturduğunu düşünüyorum.



Kubilay Boğoçlu

Psikiyatri Uzmanı

Harbiye/29 Haziran 2008 Pazar



1- Annem öldü / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog ( Ahmet Fuat Eren )



2- Hayatını cinsel akt ile kazanan kadınların aile özellikleri Uzm.Dr.Meltem EFE SEVİM, Doç Dr. Salih Yaşar ÖZDEN, Doç Dr. İ. Lütfi YARGIÇ- Anadolu Psikiyatri Dergisi 2004



3- www.edebiyatogretmeni.net/huseyin_rahmi_gurpinar



4- psikiyatrivehayat - Annesiz ve Babasız Büyüyen Bir Psikiyatri Profesörünün Anıları



5-- Robert Hooke - Vikipedi



6- Büyük Çekişmeler Hal Hellman Tübitak Yayınları



7- Gottfried Leibniz - Vikipedi
 

Forum istatistikleri

Konular
18,855
Mesajlar
30,309
Kullanıcılar
27,852
Son üye
Mfbos
×